Meryl Streep'e olan hayranlığım yadsınamaz. Hollywood'daki tabuları yıkmaya çalışan bir diğer ve sevdiğim oyuncu ise Bette Davis. İkisi de farklı oldular. Bette Davis yeteneğini ispatladıktan sonra güçlü ve karmaşık rollerde de kendini göstermeye başladı. Aktrislerin sadece güzel, iyi, zarif kadınları değil, çirkin, nefret edilebilecek karakterleri de oynayabileceğini gösterdi. Dış görünüş çok da önemli değildi onun için. O döneme göre gerçekten çok cesur bir 'kadın'dı. Yeteneğine uygun olmadığını düşündüğü bir rolü geri çevirdi ve bağlı olduğu stüdyoyla mahkemelik oldu. Amerikalı eleştirmenler tarafından en iyi aktrislerden biri olarak gösterilen bu kadın 2 kere Oscar kazanırken 10 kere de aday gösterildi bu ödül için. Benim için başarının ölçüsü Oscar veya eleştirmenlerin söyledikleri değil elbet. O da başka bir yazının konusu olur. Söylemek istediğim çok şey var eğer söz Oscarlardan açılırsa...
Bette Davis ile ilgili bir yazıya Meryl Streep adıyla başlamam aslında çok manasız değil. Meryl Streep kariyerinin ilk yıllarında Bette Davis'ten bir mektup alır. Bu mektupta Bette Davis, Meryl Streep'in kendisinin halefi olacağını hissettiğini anlatır. Bu bir bakıma gerçekleşmiştir çünkü Meryl'in de Hollywood'da farklı bir yere sahip olduğu bir gerçek. 60 yaşında olup da hâlâ başrollerde yer almak, hatta Devil Wears Prada ile başlayan süreçte dünya çapında müthiş gişe yapan filmlerde oynamak onu bu endüstride bir istisna yapıyor. Bir bakıma o da sisteme karşı duruyor. Her ne kadar onun durumu istisnai olsa da, belki de bir yere bir kapı açmıştır diye düşünüyorum.
Aslında bu yazıya başlarken sadece rüyamı anlatmayı düşünmüştüm ama Bette Davis'ten biraz bahsetmek istedim. İşte Bette Davis böyle biri ve ben ondan korkuyorum :). Röportajlarından da izlediğim kadarıyla lafını sakınmayan dobra biriymiş. Tüm o izlediklerimden, okuduklarımdan beynime yer edenlerin de etkisiyle böyle bir rüya gördüm galiba. Sanki ben o yıllardayım 1930'ların sonları 40'ların başları. Bette Davis bir filmin içindeymiş gibi. Karşısında janti bir aktör :). Oturmuşlar yemek yiyorlar. Ben de bir pencerenin arkasından izliyorum. İzlemek değil de, Bette Davis görür de onu gözetliyorum diye bana kızar, benden hoşlanmaz diye gizli gizli bir iki bakış atıyorum. Ama Bette Davis bu! Ondan kaçmaz tabii ki. Beni görüyor. Bana doğru geliyor ama ben nasıl korkuyorum bana kızacak diye. Herhangi biri olsa kızsın. Ben onu seviyorum, o yüzden kızmasa iyi olur yani. Sonunda yanıma kadar geliyor ve elini uzatıyor. Beklediğim olmuyor, tokalaşıyoruz, tanışıyoruz. Bu arada Bette Davis'in üstünde uzun altın sarısı, parlak bir elbise var. Saçları da sapsarı, çok güzel. Uyandığımda gerçekten tanışmışız gibi gururlu ve mutluydum :). İlginç ve fark yaratan insanlardan biri olduğunu düşünüyorum. Gerçekten tanışmak isterdim. Geçenlerde bu duyguyu Virginia Woolf için hissetmiştim. Yanlış zamanda dünyaya gelmişim sanki.
Eğer Bette Davis'i hiç seyretmediyseniz özellikle All About Eve ve Whatever Happened to Baby Jane? filmlerini izlemenizi tavsiye ederim. Hmm bir de onun o çatallı sesini sevdiğimi söylemiş miydim?
Bette Davis I Love You!
Etiketler: bette davis , meryl streep , rüya
Rüya literatürüme katılan yepisyeni bir ünlü var
Dün gece yine böyle karmaşık kurmuşuk ( karışık kuruşuk?) rüyalar gördüm. Önce yüreğime iniyodu az kalsın. Hatta indi, gözlerimdeki yaşlar sel oldu aktı. Benim Zuzum ölmüştü. Off düşündükçe ben gidicek gibi oluyorum öbür tarafa. Neyse efendim rüyanın bir yerinde artık bu gerçeği(!) kabul ettikten sonra kafamdan türlü düşünceler geçiyor. Bu Zuzunun bir de böyle hiç hoş olmayan bi şekilde ayrıldığı birisi var. Biz ona hayvan demiyoruz mesela. Hayvanlara hakaret olur diyerekten. Herneyse... Rüyadayken artık matemin yerini başka başka duyguların almaya başladığı ilk safhalarda bu şahsın ağzına etmeyi filan düşünüyorum ben. Nasıl oluyorsa bu rüyadan alakasız olarak bi anda annem ve kardeşimle bi yerlere gitmeye çalışıyoruz. Metrobüse binecekmişiz ama canım annem jeton yerine 5 lirayı sokmaya çalışıyo o turnikelerde filan. Ben anne napıyosun dur, para zayi olacak diye feryat figan ediyorum. Dinlemiyor beni. Bu sıralarda bakıyorum kalabalığın arasından Erol Büyükburç geliyor. Vay anasını sayın seyirciler, o da nerden çıktı ki? Hiç bir fikrim yok. Hani Esat Kıratlıoğlu diye bi amcamız vardı. Tansu Çiller'in yanından ayrılmazdı. Heh işte o amca gibi saçlarını yandan alıp kafasının üstüne tararmış meğersem bizim Erol'umuz Büyükburç'umuz. Ben ise o yandaki saçları upuzuuun yanlara doğru dökülmüş, tepesi de kel olarak görüyorum kendisini. Valla ondan da biraz korktum açıkçası. Gerçekte görsem o zaman da korkarım. Kızgın bi amca gibi geliyor bana. Neyse...
Bu rüyamızı da Allah Zuzuya uzun ömürler versin, Erol Büyükburç'u da saçsız bırakmasın diye yorumlayarak sonlandırıyoruz.
Etiketler: erol büyükburç , rüya , zuzu
Olmadı! bkz: bir önceki mesaj
O kadar şanslı olmadığımı biliyordum:). Ama onun yerine Michael'ı gördüm. Michael'ın o 80'lerdeki hali, benim elim onun saçlarının arasında ve saçlarına övgüler düzüyorum:). Tatlıydı, garipti, hüzünlüydü.
Yine de:
help me sing it, ma ma se,
ma ma sa, ma ma coo sa
ma ma se, ma ma sa,
ma ma coo sa...
Etiketler: michael jackson , rüya
Bi daha! Bi daha!
Son zamanlarda gördüğüm rüyaların ilginçliği yanında bir de senaryo olabilme özellikleri mevcut. Yani demek istediğim yetenekli bi Hollywoodcu amca olsa bi kaç tane film çıkarabilir içlerinden. Bilemem, B sınıfı aksiyon filmlerine de benzeyebilirler, Oscarlık da olabilirler. Gördüğüm gün gelip yazsaydım keşke şuraya. Şimdi sadece bir tanesini hatırlayabiliyorum. 'Metroda Patlama'! O kadar gerçekti ki, kan revan içinde insanların yerlerde sürünmelerini, kolu kopmuş ya da herhangi bir şekilde yaralanmış olanların can havliyle olay yerini terketmek için kaçışmalarını hâlâ dehşet içinde hatırlıyorum. Bana hiçbirşey olmadı. Ama o tüm korkunç manzarayı görmek, yaşamak zorunda kaldım. Bu yüzden nasıl olduğunu anlamadığım şekilde zamanda geri gidip felaketi tekrar yaşamak durumunda olunca patlama olmadan önce oradan ayrıldım. Yeteri kadar uzaklaştığımda sadece patlama sesini duydum. Olay yerinden uzaklaşırken aklımda olan tek şey, bu yaptığım yüzünden yani 'geçmişi değiştirme'mden dolayı hayatımda neler olabileceğiydi. Uyandığımda bir süre rüyanın rüya olduğunu algılayamadığımdan baya bir korktuğumu itiraf edeyim. Sonrasında ise gelen bir rahatlama...:)
Rüya görme konusunda bir uzman olduğumdan mıdır, yoksa herkesin arada bir başına gelen bir şey midir bilemiyorum ama dün gece öylesine 'keşke şöyle bir rüya görsem' diye aklımdan geçirip tam da istediğim gibi bir rüya görünce bu gece için de heveslendim:)). O kadar da şanslı olamam heralde. Ama olursam ahhh!!! Ben yine birine tutuldum galiba. Rüya da onunla ilgiliydi. Rüyalarda buluşuruz yani... Zavallı ben :)))
Etiketler: rüya
rüyadır rüya!
Şu rüya denilen şey çok garip birşey. Aslında herşey beyinden kaynaklandığına göre beyin çok karmaşık ve ilginç bir yapı. Şu işsizlik zamanlarımda biraz fazla uyumamdan mı kaynaklanıyor bilemiyorum ama çok fazla rüya görüyorum. Önceden de görürdüm de, bu kadar sık değil. Herşeyi gördüm, rüyamda hiç aşık olmamıştım. O küçücük rüyada sen git aşık ol. Bir de bazı rüyalar gerçeğe o kadar yakın duruyor ki! Ayrılacağımızı bilirmiş gibi 'unutma seni seviyorum' gibi laflar ettik. Şimdi nerden bulurum o aşık olduğum kişiyi:). Uyandığımda da bi mutluydum bi mutluydum... Eee uyanmak daha beter ya, hep o rüyanın içinde kalmak vardı. Çok alakasız biçimde Henry kardeşimizi de rüyamda gördüm heha! Sarılıp uyuduk bile. Rüyada uyumak ne demek acaba? Şarkılar söyledik, yorulduk, uyuduk. Şarkılar söyledik, yorulduk, uyuduk. Şarkılar söyledik, yorulduk, uyuduk. Şarkılar söyledik, yorulduk, uyuduk. Şarkılar...
Etiketler: henry wolfe , rüya
Lost in 1979
Lost bu. Biz izleyenler teori üretmekten ya da üretememekten perperişan olduk. Düşüne düşüne beyin motorlarını yaktık. Sanırım bundan sebeptir ki, artık benim rüyalarıma da girmeye başladı. Ehem, Sawyer'lı müthiş rüyamı bir kenara koyarsak, geçen gece zamanda yolculuk yapıp 1979'a kendimi attım:). Ben atmadım da artık birileri yolladı işte. Neden 1979 hiç bilmiyorum. Ortalıkta bilgiçlik taslayarak dolaşıyordum. 'Hacııı, sen naparsan yap whatever happened, happened' havalarındaydım yani:))). Pehhh!